Savaş sanatları, çok uzun bir zamandan beri insanlar tarafından yapılmaktadır. Kendini savunma ihtiyacından doğmakla birlikte, başka insanlara ve topluluklara saldırmak, onları baskı altına almak için de kullanılır olmuştur. Ateşli silahlardan önce sopa, kılıç, bıçak, balta, mızrak, gürz, ok ve hatta bazı tarım aletleri silah olarak kullanılmıştır. İlk çağlardan başlayarak yağma ve talan ekonomisine dayalı kabile, kabile konfederasyonları ve krallıklar; hem başka halklara hem de kendi halklarına, bu silahları kullanarak şiddet uygulamışlardır. Hatta bu "şiddete tapma" o dereceye varmıştır ki; başta Roma İmparatorluğu olmak üzere bazı despotik krallıklarda, gladyatör denilen köleler, zevk için arenalarda dövüştürülmüş, yaralanıp yere düşenin rakibi tarafından öldürülmesi için seyirciler tarafından tezahürat yapılmış; bir gün belkide aynı kaderi paylaşacağı savunmasız kardeşini öldürünce de, sadist bir uğultuyla alkışlanmıştır.
Günümüzde de profesyonel boks, kick-boks gibi sporlar yoluyla insanlar vahşi duygularını tatmin etmek, ticari kazanç sağlamak, bahis oynatmak gibi yöntemlerle sporu kumar konusu yapmak yaygındır.
Çağdaş köleler diyebileceğimiz bu sporcular, modern arenadan spor salonları veya stadyumlardaki ringlerde dövüştürülmekte; bunun sonucu bazıları yaşamını yitirmekte, bazıları sakat kalmakta bazıları da Muhammed Ali Clay gibi parkinson hastalığına yakalanmaktadırlar.
Ancak ilk çağlarda bile bu her zaman böyle gitmemiş; Spartaküs adında bir gladyatör köle bunlara karşı çıkmış; diğer köleleri örgütleyerek bir köle ordusu kurmuştur. İlkel silahlara sahip olmalarına karşın, güçlü Roma ordusunu birkaç kez yenmişlerdir. Ancak sonunda yenilmişler ve bu haklı isyanlarının bedelini tümünün çarmıha gerilmesiyle ödemişlerdir. Bu; zeka ve taktiğin, güçlü saldırganları bile altedebileceğini gösterir.
Yağma ve talan savaşları Ortaçağdada sürmüş; ateşli silahların bulunmasıyla çok daha kitlesel ve acımasız bir biçime dönüşmüştür. Tüm Amerika kıtası, Afrika, Orta Doğu, Güney ve Güneydoğu Asya sömürgecilik yoluyla köleleştirilmiştir. Bunun sonucu "modern" çağda, "uygar" ülkelerin yolaçtığı Dünya Savaşları çıkmış; atom bombası gibi, birkaç saniyede yüzbinlerce insanın ölümüne ve daha fazlasının sakat kalmasına yol açan silahlar "geliştirilmiştir".
İhtiras, acımasızlık ve bencillik, şiddeti araç olarak kullanarak insanlığa büyük yıkımlar getirmiş; milyonlarca insanın ölümüne neden olmuştur. Şiddete, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı koymak herkesin doğal hakkıdır.
Savunma sanatlarının Japonya kökenli olanları, ortaçağda göreceli olarak dar bir toprak parçası üzerinde, derebeyliklere bölünmüş kalabalık bir nüfusun birbirleri ile savaşması sonucu gelişmiştir. Ancak 19. yüzyıl sonuna doğru, modern devletin kurulmaya başlanması, feodal derebeyliklerin tasfiye edilmesi, silah taşımanın yasaklanması ile silahsız savunma sanatları dahada gelişmeye ve yaygınlaşmaya başlamıştır.
Aikido, Morihei Ueshiba (1883-1969) tarafından oluşturulmuştur. Zayıf ve ufak tefek olduğu için küçük yaşlarda, ailesi tarafından savunma sanatlarına yönlendirilmiş, o sıralar Japonya`da yapılan bir çok savunma sanatını yıllarca aralıksız çalışmıştır. Bütün bu birikimlerini aklın süzgecinden geçirerek, 1925 yılından itibaren Aikido`yu oluşturarak dojosunda çalıştırmaya başlamıştır. Yıllar boyunca hem Aikidoyu geliştirmiş hem de bir çok öğrenci yetiştirmiştir.
İlk zamanlar Aikido dar bir çevrede yayılmış, 2. Dünya savaşı sonrası, Japonya`daki Amerikan işgalinde tüm savaş sanatları gibi yasaklanmıştır. Amerikan işgali sonrası, Japonya`da yeniden yaygınlaşmaya başlamıştır. 1950`lerin sonu 1960`ların başından itibaren Japonya dışına yayılmaya başlamıştır. Önceleri ABD ve Avrupa`da tanınmış daha sonraki yıllarda dünyanın geri kalan ülkelerinde de yaygınlaşmaya başlamıştır. Türkiye`de ise 1980`lerin ortalarından itibaren tanınmaya başlamıştır.